Yararlı Bilgiler – 2

KİMYA

Bir zamanlar doğuda çok akıllı ve bilgili bir hükümdar varmış. Bu hükümdar yeryüzünde yaşayan insanlara ilişkin her şeyi bilmek istiyormuş.

Vezirlerini yanına çağırmış ve,

“bana dünyadaki tüm ulusların tarihini yazın, geçmişte ve şimdi nasıl yaşadıklarını, neler yaptıklarını, hangi savaşlara katıldıklarını ve çeşitli ülkelerde gelişmiş iş ve sanat kollarını anlatın” diye buyurmuş. Ve onlara beş yıl süre tanımış. Vezirler önünde saygıyla eğilmişler.

Sonra krallıktaki adamların en akıllılarını bir araya toplamışlar ve hükümdarlarının dileğini iletmişler. Bu olayın parşömen endüstrisinde eşi görülmemiş bir patlamaya neden olduğu söylenir.

Beş yıl sonra vezirler sarayda tekrar toplanmışlar.

“Büyük hükümdarım, dilediğiniz yerine getirildi! Dışarıya bakarsanız istediğinizin karşılandığını görürsünüz…” demişler.

Hükümdar hayretle gözlerini açmış. Sarayın önünde sonu ufukta kaybolan bir deve kervanı duruyormuş. Her devenin sırtında iki dev heybe ve her heybenin içinde de marokenle güzelce kaplanmış on büyük cilt varmış.

“Bu nedir?” diye sormuş hükümdar.

“Bu dünya tarihidir.” Diye yanıt vermişler vezirler. “Buyruğunuz üstüne bilge kişiler beş yıl durmadan çalıştılar!”

“Benimle alay mı ediyorsunuz?” diye kükremiş kral. “Ömrüm bunların onda birini bile okumaya yetmez! Söyleyin kısa bir tarih yazsınlar. Ama tüm önemli olayları içersin.”

Ve onlara bir yıl daha süre vermiş.

Bir yıl geçmiş ve yine kervan sarayın önünde durmuş. Bu kez yalnızca on deve boyundaymış her devenin sırtında iki heybe, bunların içinde de on cilt kitap varmış.

Kral çok öfkelenmiş.

“Bugüne kadar tüm ulusların yaşadığı yalnızca en önemli olayları yazmalarını söyleyin onlara. Ne kadar sürer?”

Akıllı adamların en akıllısı öne çıkmış ve “Yarın efendim. İstediğinize yarın kavuşacaksınız.” Demiş.

“yarın?” diye yinelemiş hükümdar şaşkınlıkla.

…Sonunda mavi gökyüzünde güneş yükselmiş, uyku çiçekleri tüm büyüleyicilikleriyle açmışlar ve hükümdar bilge kişiyi yanına çağırtmış.

Yaşlı bilge elinde ufacık bir tahta kutuyla içeri girmiş.

“Ey ulu hükümdarım, tüm insanlık tarihinde yaşanmış en önemli olayları burada bulacaksınız.” Demiş kısık bir sesle.

Kral kutuyu açmış. Kadife bir yastık üstünde küçük bir parça parşömen duruyormuş. Ve orada tek bir cümle yazılıymış:

“Doğdular, yaşadılar ve öldüler.”

Bu eski masal böylece sürer gider. Bizde kimyada en önemli şeyleri anımsatmak  istedik.   Ancak kimyada en önemli olaylar nelerdi?

“Kimya, maddelerin ve onların dönüşümünün bilimidir.”

Tahta kutudaki parşömen parçasını anımsadık diye bizi suçlayabilir misiniz?

Kafalarımızı zorladık, çok düşündük ve kimyada her şeyin önemli olduğuna karar verdik. Bir kişiye daha önemli görünen, bir başkasına daha az önemli olabilir. Örneğin, anorganik kimyacı anorganik kimyayı dünyanın merkezi varsayarken, organik kimyacı da pek doğal ki karşı görüşte olacaktır. Bu noktada bir görüş birliği olamaz.

Uygarlık sayısız parçanın bir bütünüdür. Ve bunların önemlilerinden biri kimyadır.

İnsanlar kimya sayesinde metalleri filizlerinden ve minerallerinden ayırabilirler. Kimya olmaksızın çağdaş metalürji kurulamazdı.

Kimya hayvansal, bitkisel ve mineral kaynakları kullanarak giderek daha harikulade maddeler yapmaktadır.

Kimya basit bir biçimde doğayı kopya veya taklit etmemekte ama yıldan yıla giderek daha farklı yollardan onu aşmaktadır. İnsan yaşamında ve çalışmasında en önemli ve yararlı rolleri olan ve doğada bulunmayan binlerce madde kimya tarafından üretilmiştir.

Kimyanın başardığı işler saymakla tükenecek gibi değildir.

Yaşam sürecinin her aşamasında sınırsız sayıda kimyasal işlem yer alır. Kimya yasalarını bilmeden yaşam faaliyetlerinin temellerini kavramak olası değildir.

Kimya insanın evrimini elinde tutmuş denilebilir.

Kimya bizi doyurur, giydirir, çağdaş ve uygar bir toplumun gereği olan şeyleri sağlar.

Uzay boşluğuna roketler atılıyor. Motorları için gerekli yakıtı, tasarımları için ısıya dayanıklı maddeleri kimya buluyor.

Herhangi bir kişi tüm yönleri ve tüm büyümeciliğiyle kimyayı yazmaya çalışsa, çok gelişmiş bir devletin bile kâğıt kaynakları tükenme tehlikesiyle karşılaşacaktır. Neyse ki hiç kimsenin aklına şimdilik böyle bir düşünce gelmemiştir.

Parşömen parçasındaki gibi bir cimle ile bitirelim.

“Kimya özeldir. Çünkü hayatın kendisidir.” Anlayana.

İlk ve En Şaşırtıcı olan

Hidrojen, ünlü İngiliz fizikçi saygıdeğer Henry Cavendish tarafından bulunmuştur.  Çağdaşlarından birinin de söylediği gibi, o bilgilerin en zengini ve zenginlerin de en bilgilisiydi. Bilginlerin en titizi olduğunu da eklememiz gerekir. Cavendish’in kendi kitaplarından bir kitap alırken bile daima kitap kartına ismini yazdığı söylenir. Kendisini tümü ile bilimsel araştırmalara adamış, kendi bilim dalında daima çok büyük bir yer tutmuş olan bu titiz bilim adamı içine kapanık garip yaşantısı ile ün yapmıştı. Ancak, onun hidrojen gazını bulmasını sağlayan tam da bu özellikleriydi. Ve inanın, bu hiç de kolay bir iş değildi!

Buluşunu 1766’da yapmıştı ve 1783’de Fransız Profesör Charles ilk hidrojen balonunu uçurdu.

Hidrojen gazı kimyacılar açısından da çok değerli bir buluştu. Kimyasal bileşiklerin en önemlilerinden olan asit ve bazların iç yüzünün kavranmasında hidrojen yardımcı oldu. Metal oksitlerinin indirgenmesinde ve tuz çözeltilerinden metallerin çöktürülmesinde vazgeçilmez bir laboratuar ayracı haline geldi ve mantıksız gibi görünse de hidrojen gazı 1766’da değil hemen hemen yarım yüzyıl sonra fark edildi(Böyle bir şey gerçekten oldu). Bu nedenle hem kuram hem de uygulama bakımından kimyanın gelişmesi uzun bir süre gecikmişti.

Kimyacılar hidrojeni yeteri kadar tanıdıklarında ve uygulamacılar önemli maddelerin üretiminde hidrojeni kullanmaya başladıktan sonra, bu gaz fizikçilerin dikkatini çekti. Ardından da fizikçiler bilimi birkaç kat zenginleştiren önemli sonuçlara ulaştılar.

Daha fazla kanıt ister misiniz?  Birincisi, hidrojen, diğer tüm sıvılardan ve (helyum dışında) tüm gazlardan daha düşük bir sıcaklıkta eksi 259,1° Celsius’da katılaşır. İkinci, Periyodik Yasanın fiziksel gücünün henüz anlaşılamadığı bir dönemde, Danimarkalı fizikçi Niels Bohr çekirdeği etrafında elektron dağılımı kuramını hidrojen atomu sayesinde inceleyebilmiş ve bu bulgular diğer çok önemli buluşların da temelini oluşturmuştur.

Daha sonra fizikçiler görevi meslek akrabaları olan astrolofizikçilere devrettiler. Astrofizikçiler yıldızların bileşim ve yapısını inceliyorlar ve hidrojenin evrenin bir numaralı elementi olduğunu söylüyorlardı. Güneşin, yıldızların, yıldız kümelerinin ana bileşeni ve gezegenler arası boşluğun temel “dondurucusuydu”. Uzayda kimyasal elementlerin tümünden daha fazla hidrojen vardı. Hiçbir şey miktarının yüzde birden az olduğu yeryüzündeki duruma benzemiyordu.

Bilim adamları, hidrojeni atom çekirdeklerinin dönüşümünden oluşan uzun trenin, istisnasız tüm atomların, tüm kimyasal elementlerin oluşumuyla son bulan trenin başlangıç noktası olarak kabul ederler. Güneşimiz ve tüm yıldızlar çok parlaktır. Tepkime sırasında hidrojen helyuma dönüşmekte ve çok büyük bir enerji açığa çıkmaktadır.  Yeryüzünün tanınmış kimyacısı hidrojen, uzay boşluğunda daha da ünlüdür.

Hidrojen atomunun diğer bir belirgin özelliği de, dalga boyu 21 santimetre olan radyasyonlar yaymasıdır. Bu uzunluk tüm evrende aynı olduğu için evrensel sabit adını alır ve bilim adamları, diğer dünyalarla radyo iletişimi kurma çalışmalarında hidrojen dalgasını kullanırlar. Eğer o dünyalarda zeki yaratıklar yaşıyorsa 21 santimetre dalga boyunun ne anlama geldiğini bilmeleri gerekmektedir.

 

Yeryüzünde kaç Tane Hidrojen Vardır?

Bir bilim adamı için Nobel Ödülü ödüllerin en büyüğüdür. Dünyadaki sayısız bilim adamından yalnızca Yüz kadarı Nobel Ödülü almıştır. Bu ödül onlara ünlüden de ünlü buluşları için verilmiştir.

1932’de Nobel Ödülünü alanlardan üçü Murphy, Urey ve Brickwedde idi.

Önceleri yeryüzünde yalnızca atom ağırlığı bire eşit tek bir hidrojenin var olduğu düşünülüyordu. Murphy ve çalışma arkadaşları iki kat daha ağır ikinci bir hidrojen buldular. Bu, atom ağırlığı iki olan bir hidrojen izotopu idi. İzotoplar bir atomun aynı yüklü ama farklı atom ağırlıklarında çeşitleridir. Bir başka deyişle, izotop atomların çekirdeğinde eşit sayıda proton, farklı sayıda nötron bulunur. Tüm kimyasal elementlerin izotopları vardır. Bunlardan bazıları doğada bulunurken, diğerleri nükleer tepkimeler yolu ile yapay olarak elde edilebilmektedir.

Çekirdeği tek bir protondan oluşan hidrojen izotopuna protium adı verilir ve H1 simgesi ile gösterilir. Hiç nötronu olmayan tek atom çekirdeği de budur. (Hidrojenin eşsiz bir özelliği daha!)

Bu tek protona bir nötron ekleyin, sonuçta döteryum(H² ya da D²) adını alan ağır hidrojen izotopunun çekirdeği oluşur. Doğada protiyum döteryumdan daha çoktur ve miktarı tüm hidrojenin yüzde 99’u kadardır. Ancak hidrojenin üçüncü bir çeşidi daha vardır ki, trityum (H³ ya da T³) olarak bilinen bu atomun çekirdeğinde iki nötron yer alır. Kozmik ışınların etkisi ile atmosferde sürekli oluşur. Oluşur ve oluştukça hızlı bir şekilde tekrar kaybolur. Radyoaktiftir ve bozulurken bir helyum izotopuna (helyum-3)dönüşür. Trityum çok ender bulunan bir elementtir: Tüm yeryüzü atmosferinde yalnızca 6 gram kadar vardır. Her on santimetre küp havada yalnızca tek trityum atomu bulunur. Son yıllarda hidrojenin daha ağır izotopları H4 ve H5 yapay olarak elde ediliyorsa da, bunlar çok kararsızdırlar.

İzotoplarının var oluşu hidrojeni diğer kimyasal elementlerden ayıran bir özellik değildir. Ayrıcalık yaratan hidrojen izotoplarının özelliklerinin,-esas olarak da fiziksel özelliklerinin- birbirinden çok farklı oluşudur. Diğer elementlerin izotopları ise birbirinden hemen hemen farksızdır.

Hidrojenin her bir çeşidi kendisine özgü bir kişiliğe sahiptir ve kimyasal tepkimelerde farklı bir davranış gösterir. Örneğin, protiyum döteryumdan daha aktiftir.

Hidrojen izotoplarının davranışını incelerken, bilim adamları izotop kimyası olarak bilinen yeni bir bilim dalı geliştirdiler. Bizim tanıdığımız kimyada elementler tüm izotopları ile birlikte bir bütün olarak ele alınır. İzotop kimyası ise ayrı ayrı izotoplarla ilgilenir. Bu sayede araştırmacılar çeşitli kimyasal işlemlerin en karışık ayrıntılarını çözümleyebilmişlerdir.

10 sınıf 1.Ünite Bilinsel Deney ve Keşifler

Sıra No Bilim Adamının Adı Soyadı Deney veya Keşifin Tarihi Deney veya Keşif
01 Michael Faraday 1830 Kimyasal bileşiklerin eriyiklerinden veya sulu çözeltisinden elektrik akımı geçirmiştir. Elektrik akımı geçirilen maddenin kimyasal yapısının değiştiğini saptamıştır.

Elektroliz Kanunlarını ortaya koymuştur.

02 Michael Faraday

1850 Havası boşaltılmış bir cam borunun iki ucuna iki elektrot yerleştirerek doğru akım üretecine bağlamış, daha sonra düşük basınçlı bir gaz doldurup tüpe yüksek gerilim uyguladığında katottan çıkan bir ışının bir parıldama yaparak anoda doğru hareket ettiğini gözlemlemiştir.
03 Julius Plucker 1858 Faraday’ın deneyine manyetik alan uygulayarak ışınların yerini değiştirmiştir.
04 Sir William Crooks 1870 Detaylı inceleme yaparak deney tüpünün çeperlerinde sarı- yeşil flüoresan ışık yansıması gözlemlemiştir. Tüpün ortasına yerleştirdiği nesnelerle ışınların katottan çıktığını belirlemiş ve daha sonraki yıllarda bu ışınlara katot ışınları adını vermiştir.

Işınların doğrusal yayıldığını, ışınların (-) yüklü olduğunu ve katottan anoda gittiklerini ortaya koymuştur.

05 George Johnstone Stoney 1891 Bilim adamların çalışmalarından hareket ederek elektriğin negatif taneciklerden ibaret olduğunu bu taneciklerin atomun yapısında bulunduğunu ileri sürmüş; bu tanecikler 1891’de elektron olarak adlandırılmıştır.
06 J.J. Thomson 1897 Elektron olarak adlandırılan taneciklerin elektrik ve manyetik alanlardaki sapmalarını incelemek için J. Plucker’in deneylerini tekrarlamıştır. Katot ışınlarına elektrik ve manyetik alanlar uygulamıştır. Bu deney sonucunda elektron için e/m değerini hesaplamıştır.
07 R.A.Millikan 1908-1917 Yağ damlası deneyini uygulayarak elektronun elektriksel yükünü hesaplamıştır.
08 Eugen Goldstain 1886 Katot ışınları deneyinde katot elektrotunda kanallar açmış, tüpe hidrojen gazı doldurarak deneyi tekrarlamış ve kanal ışınlarını keşfetmiştir.
09 W. Wien ve J.J.Thomson 1890-1900 Kanal ışınlarına elektrik ve manyetik alan uygulayarak protonun elektriksel yükünü ve kütlesini saptamışlardır.
10 J.J. Thomson 1890-1900 Yaptığı deneyler sonucunda Thomson Atom Modeli’ni ortaya koydu.
11 Ernest Rutherford 1910 Alfa tanecikleri saçılması deneyini yapmış, atomun yapısında boşluk olduğunu belirlemiştir. Rutherford Atom Modeli
12 James Chadwick 1932 Alfa tanecikleri bombardımanı deneyi yaparak nötronun keşfini sağladı.
13 James CLerk Maxwell 1873 Işığın elektromanyetik dalgalardan oluştuğunu ortaya koydu.
14 Max Planck 1900 Kuantum kuramını ortaya koydu. Enerjinin kuant denilen paketçikler halinde yayınlandığını açıkladı. E=h.ν
15 Albert Einstein 1905 Foton kavramını açıkladı ve Fotoelektrik olayını çözmüştür.

Foton enerjisi E= h.ν

16 Neils Henrik Devid Bohr 1913 Bohr Atom Modeli; Enerji Katmanları, Uyarılma, Spektrum
17 Lois de Broglie 1924 Dalganın tanecik, taneciklerinde dalga benzeri özellikler sergileyebileceğini ortaya koydu. Taneciklerin dalga özelliği;

λ=h/m.v

18 Werner Heisenberg 1920 Heisenberg Belirsizlik İlkesi; Elektronun herhangi bir anındaki yeri ve hızı aynı zamanda kesin olarak belirlenemez.
19 Erwin Schrödinger 1926 Elektronların yoğunluğu kavramı; Atomun belirli bölgesinde bir elektronun bulunma olasılığı, orbital kavramı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.